Diyarbakır’ın Sur ilçesi, tarih boyunca pek çok el sanatını barındırmış, her bir sokakta bir kültürün izlerini taşımıştır. Her geçen yıl, bu geleneksel sanatlar yerini daha modern ve pratik çözümlere bırakmış durumda. Seyithan Usta da bu geçişin tanıklarından biri. 72 yaşında ve 65 yıldır kalaycılık mesleğini yapıyor. 7 yaşında başladığı bu zorlu mesleği, çocuk yaşta hayatına giren acı, işkence ve zorluklarla öğrenmiş. Bugün, yıllar sonra kalaycılıkla ilgili düşüncelerini paylaştığında, hem bir ustanın hem de bir halk sanatının hüzünlü bir öyküsünü anlatıyor.
Seyithan Usta’nın kalaycılıkla tanışması, belki de hayatının en acı başlangıçlarından biri olmuş. O dönemler, zorluklarla dolu bir yaşam sürmekte olan genç Seyithan, bir gün kalaycılık mesleğini öğrenmeye karar verir. Ancak öğrenme süreci, tahmin edeceğiniz gibi kolay olmamıştır. Seyithan Usta, bu mesleği öğrenirken “dayak yiyerek” öğrenmiş, acılar içinde yoğrulmuş. “Hiçbir şey kolay değildi,” diyor Seyithan Usta, “Herkes zanaatını kendi başına öğretir, kimse yardım etmezdi. Hatta zorla çalıştırılır, her yanlış yapıldığında dövülürdük. Ama yine de pes etmedim.” O dönemin zorlu koşulları, Seyithan Usta’nın mesleğini hem bedenen hem de ruhsal olarak zor şartlarla öğrenmesine neden olmuş. Yıllar süren bu zorluklar, onun kalaycılığa olan sevgisini ve bağlılığını pekiştirmiş.
Ancak bugün, Seyithan Usta için işler eskisi gibi değil. Kalaycılığın popülerliği hızla azalmış, yerini cam, alüminyum ve porselen gibi modern malzemelere bırakmış. Seyithan Usta, bu değişimi gözlemlerken, geçimini sağlamakta zorlandığını da dile getiriyor. “Eskiden işler çok yoğundu. Her evde bakır tencere, bakır kazan olurdu. O zamanlar, kalaylı eşyaların önemi büyüktü. Ama şimdi bakıyorsunuz, her şey cam, porselen ya da alüminyum. O eski rağbet yok, işler bitti,” diyor.
Buna rağmen, Seyithan Usta mesleğini bırakmaya niyetli değil. 72 yaşına gelmiş olsa da, hala elindeki kalaylı eşyaları tamir ediyor, eski bakır tencere ve kazanları canlandırmaya çalışıyor. Ancak içinde bulunduğu zorluklar ve yaşadığı geçim sıkıntıları, onun bu mesleğe olan bağlılığını daha da derinleştiriyor. “Bu mesleği 7 yaşında öğrendim, 72 yaşında bırakmak kolay değil. Her bir işin arkasında yılların emeği var. Zorluklarla öğrendim, şimdi zorlukla devam ediyorum,” diyor Seyithan Usta.
Seyithan Usta’nın yaşamı, geleneksel sanatların, hızla modernleşen dünyada nasıl yok olma noktasına geldiğini gösteren bir örnek. Bir zamanlar mahallelerde her sokak başında kalaycıların dükkanları varken, artık eski bakır eşyalara olan ilgi giderek azalmış durumda. Seyithan Usta gibi kalaycılar, mesleklerini yaşatmaya çalışırken, aynı zamanda büyük bir kültürel mirası da koruyorlar. Ancak bu mücadelenin ne kadar zor olduğunun farkında olmadan edemiyorlar.
Seyithan Usta ve onun gibi ustalar, sadece bir mesleği değil, aynı zamanda bir kültürü yaşatmaya çalışıyorlar. Ama bu çaba, her geçen gün daha da zorlaşan bir yolculuğa dönüşüyor. Seyithan Usta’nın hayatı, bir geleneği yaşatmanın ne kadar güç olduğunu gösterse de, aynı zamanda bir halk sanatçısının içindeki sönmeyen ateşi de simgeliyor. Zamanla kaybolmaya yüz tutmuş bu meslek, Seyithan Usta’nın ellerinde bir umut ışığı olarak varlığını sürdürüyor.