Yeşilçam'ın unutulmaz komedi oyuncusu Sami Hazinses, ardında sırlarla dolu bir hayat hikayesi bıraktı. Diyarbakır'ın kadim sokaklarından İstanbul'un ışıltılı dünyasına uzanan bu öykü, bir yandan kahkahalarla dolu filmleri, diğer yandan hüzünlü bir aşkın ve gizli bir kimliğin izlerini taşıyor. 

Peki, Sami Hazinses'in ölümünden sonra açığa çıkan sır neydi?

DİYARBAKIR'DAN YEŞİLÇAM'A UZANAN HAYAT HİKAYESİ

Diyarbakır'da 1925 yılında dünyaya gelen Samuel Agop Uluçyan, nam-ı diğer Sami Hazinses, sanatla iç içe bir hayat sürdü. Ayakkabı ustalığından müzisyenliğe, oyunculuktan şairliğe kadar birçok alanda yeteneğini sergiledi. Ancak, onun en büyük sırrı, köklerinde saklıydı. Hazinses, Ermeni asıllı olduğunu ölümünden sonra bilinmesini istiyordu.

AŞKIN VE MÜZİĞİN İZİNDE BİR SANATÇI

Diyarbakır'da yaşadığı dönemde ''Gül'' adındaki bir kıza duyduğu karşılıksız aşk, onun ilk bestesi olan ''Yeter Ağlatma Beni''nin doğmasına vesile oldu.

Bu eser, Müslüm Gürses başta olmak üzere birçok ünlü sanatçı tarafından seslendirildi. 

Hazinses'in müzik yeteneği, sadece besteleriyle sınırlı kalmadı. ''Şoför Nebahat'' filminin unutulmaz müziğine de imza attı.

PERDE ARKASINDAKİ HÜZÜNLÜ YALNIZLIK

Yüzlerce filmde rol alan, Türk sinemasının unutulmaz karakterlerinden biri haline gelen Sami Hazinses, özel hayatında ise yalnızlığı tercih etti. 

Hiç evlenmeyen ve çocuğu olmayan sanatçı, ömrünün son yıllarını huzurevinde geçirdi. 2002 yılında, 77 yaşında hayata veda ettiğinde, geride sadece filmleri ve şarkıları değil, aynı zamanda gizemli bir yaşam öyküsü bıraktı.

Editör: Ayşegül Yaşar