Hz. Hasan ve Hüseyin’in Patikleri. Hz.Hasan ve Hüseyin’in Patikleri’nin Peygamberimizin sülalesinden gelen ve Kocaköy’ün Arkbaşı köyünde Zeynel Abidin Güven’de olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. (Kaynak Taner Güven)

Ergani Zülküfl Peygamber Türbesine Uzun Hasan’ın bağışladığı şamdanlar ve bir zamanlar Sivas Valilerinden birinin gönderdiği bir gümüş pencere çerçevesi Evkaf dairesince alınmış İstanbul’a gönderilmiştir. Mezarın üstündeki ipekli örtülerin antika olanları 1926’da Diyarbekir Evkaf dairesine gönderilmiştir. Mescit duvarı Artuklu hükümdarlarından Fahrettin Karaaslana ait ve üzerinde Fahreddin ibaresi bulunan güzel bir nesih kitabe vardı.

Diyarbakır’da kutsal emanetlerden biri de el yazma Kur’an-ı Kerimdir. Ancak yeri bilinmiyor.
Mervanoğulları döneminde  Ebubekir Mansur b.Celalüddevle el büveyhi(Ölüm M.1049),Nasurduddevle’yi ziyarete geldi, sana avreti getirdim diyerek’  Hz.Ali’nin kendi el yazması Kur’an-ı Kerim’i verdi’, kısa süre sonra  Ebubekir vefat etti cenazesi Kufe’ye götürüldü.
Kaynak : (Şevket Beysanoğlu. Diyarbakır tarihi.1987.neyir matb.1/208)

Orijinal Tevrat

1848 yılında Diyarbakır'ı ziyaret eden  Yahudi seyyah Benyamin Haşeni şehrin ayrı bir kesiminde kendi aralarında yaşayan 250 Yahudi aile olduğunu gördü ve onlar hakkındaki gözlemlerini şöyle nakletti.

“Çoğu dinimizi biliyor. Kutsal kitaplarımız ve peygamberlerimiz kalplerinde yer edinmiştir. Sinagogda mevcut olan küçük bir oda daima kapalı tutulmaktadır. Bu oda Yahudiler ve diğer dinlere mensup kişiler için kutsaldır. İnançlarına göre  Hz. İlyas bu odada peygamberliğini ilan etmişti. Duvarla çevrili bu odada Aramice bir Tevrat yazması mevcuttur.” der…   

Aynı yıllarda Diyarbakır'ı ziyaret eden seyyah J.J.Benjamin haham olduğundan bu Tevrat yazmasını inceleyebilme imkânına sahip oldu. Tevrat Yazmasının bulunduğu oda, Hazret-i İlyas'ın peygamberliğini ilan ettiği odada saklı tutuluyordu.

Ergani’de Surp(Aziz) Nişan adlı kilisedeki bir leğen parçasının kutsal olduğunu, Hz.İsa’nın şakirtlerinin ayağını yıkadığı leğene ait olduğunu söylerler. Bu nedenle kutsaldır.

Ramazan Gecelerinde Yapılan Eğlenceler       

Kadim Diyarbakır’ımızın yitirdiğimiz gelenek ve göreneklerinden, tarihinden, kentte bulunan sahabe ve peygamberlerden bahsettik. Diyarbakır’ımızın güzel gelenek ve görenekleri arasında elbette ki eski ramazanlarda vardı. Onunla ilgili bilgilerimi de sizlerle paylaştım. Sohbetimizin bu bölümünde Diyarbakır da Eski ramazan eğlenceleri ve eski bayramlardan söz edeceğim.

Eskide Ramazan gecelerinde yapılan eğlencelerden doyum olmazdı. Hele de mevsim yaz ise.. Çok eğlenceli geçerdi….

Kendine özgü güzellikleri vardı Ramazanın... Günün bütün yorgunluğunu alır götürürdü…

Ramazan gecelerinde mevsimine göre çeşitli eğlenceler düzenlenir, böylece sahura kadar zaman geçirilmesine çalışılırdı…

Evin erkekleri teravihe gittikleri camiden çıktıktan sonra çayhanelere, kahvehanelere giderlerdi.

Kentin belirli semtlerinde tanınmış çayhane ve kıraathaneler vardı ve bunlar sahura kadar açık tutulurdu. Bu çayhane ve kıraathaneler de sahura yakın saatlere kadar destansı öyküler anlatılır, çeşitli kitaplar, Cenk kitapları, destanlar ve Leyla ile Mecnun hikayeleri okunurdu…

Kentin büyükleri, ileri gelenleri genellikle belli başlı kıraathanelerde oturur, sohbet ederlerdi.

Kıraathanelerde ayrıca okuma köşeleri, bilardo ve pingpong masaları olduğu gibi bazılarında da sahnemsi yerler bulunurdu..

Kente gelen bazı meddahlar, kantocular, tiyatro ve ses sanatçıları bu kıraathanelerdeki sahnelerde gösteri yaparlardı.

Büyüklerin oturduğu kıraathanelere durumu uygun olmayan kimse, kesinlikle giremezdi. O yılların çayhaneleri de kıraathaneleri de, şimdiki kahvehaneler gibi öyle işsizlerin, berduşların doluştuğu bakımsız mekanlar değildi.           

Her yerin kendine özgü saygınlığı vardı. Temizliğe önem verildiği gibi, kılık kıyafeti düzgün olmayanlar alınmazdı. İçeri giren gençler bir kenara ilişir saygılı bir biçimde çayını içer, büyüklerin sohbetlerini dinler, kendi aralarında kısık sesle sohbet ederlerdi.

Bazılarında, romanlar, masallar, çoğunlukla da Hazret-i Ali Cenklerini, büyük aşk masallarını anlatan kitaplar ve destanlar okunurdu. Belli saatlerde okunan kitapların devamı ertesi gecelere kalırdı.           

Bu kıraathanelerin bazıları tam anlamıyla birer eğitim yeriydi. Bir başka ifade ile Diyarbakır’da kendine özgü kuralları olan bir Kıraathane Kültürü vardı.          

Kıraathanelerin bazılarında ramazan gecelerinde tombala çekilirdi. . Sahura kadar süren bu tombala çekilişlerinin geliri genellikle Kızılay’a,  bir hayır derneğine, yada Diyarbakırspora aktarılırdı.

Kente sıkça gelen Muammer Karaca, Avni Dilligil, Kemal Dirim, İsmail Dümbüllü gibi ünlü tiyatrocular, kantocular, Zati Sungur, Abra Kadabra  gibi ünlü illizyonistler büyük ilgi görürdü.           

Özellikle Kemal Dirim, sahnelediği eserdeki diyaloglarda kentin tanınmış tipleriyle ilgili espriler yapar, büyük alkış alırdı.  

Tiyatrolardan başka kantocular, meddahlar, ses sanatçıları da gelirdi. Bunların bazıları Dağ Kapıdaki Yeni Şehir Sinemasında gösteri yaparken, bazıları da büyük kıraathanelerin sahnelerine çıkarlardı…

Devam Edecek ( Kadınlar arasında da şenlikli geçerdi )