Her süreç kendi gerçeğini aramak için yola çıkar. Sancılı, inişli çıkışlı olur süreçler.

En sonunda dünya gerçekleri ve toplumsal gelişmeler önüne konduğunda kendi gerçeğiyle yüzleşir. Kürtler de kendi gerçeğinin ve mücadelesinin kaçınılmazlığıyla karşı karşıya kaldığını anlayan ve yorumlayan bir halktır.

Yukarıda izah etmeye çalıştığım kısa tespitler Suriye’de ortaya çıkan süreç ve gerçeklerle ilişkilidir. HTŞ lideri ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Eş Şara ile SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin sekiz maddeyi kapsayan anlaşmayı imzalaması üzerine Türkiye’de özellikle kendilerine sol adını yakıştıran kesimlerden gelen yoğun tepkiler dikkat çekti. Neymiş efendim, nasıl olur bir cihatçıyla Kürtler anlaşır, Kürtler teslim oldu ve birçok saçma sapan görüşler dillendirildi. Halen de aynı tantana koparmaya çalışan masa başı kadeh tokuşturarak devrim yapmaya çalışan insanlarla dolu. Bunlar kalkmış Kürtler hakkında ipe sapa gelmeyen yakıştırmalarda bulunuyor.

Bunlar hayatın gerçeklerinden kendini soyutlamış, dünyadaki konjonktürden bihaber sadece ve sadece laf ebeliğiyle günü kurtarmaya çalışan bir avuç oportünistten başkası değil. Suriye’deki mücadele dünya tarihinin aydınlık sayfalarında yerini çoktan almış bil. Ama bu şarlatan dilliler ne bunu anlıyor ne de on yıllar sürmüş kanlı bir mücadele sürecinin Kürtlerin önüne nelerin koyduğunu. Kürtler eski Kürtler değil, her süreci yorumlamasını bilen, dünya siyasetindeki gelişmeleri an be an takip eden, kendi bölgesindeki jeopolitik meselelere stratejik yaklaşmayı ve sonuca gitmeyi hedefleyen bir halk olduğu unutulmamalıdır.

Elbette ki Suriye’nin kendi iç dinamiği neyi gerektiriyorsa Kürtler de onu yapacak. Askeri, siyasi, ekonomik, kültürel yaşam, eşit vatandaşlık ve Devlet ile ortaklaşma olacaksa bunda ne mahsuru var. Yani kısacası o maddeler iyi analiz edilecek olursa, mesele sadece Kürtlerle de sınırlı değil. Tüm kesimleri kapsayan, devletin bir zümrenin değil tüm dinamikleri kapsayacağı anlamı çıkacaksa bu neden adil olmasın. Şu gerçek de unutulmamalı. Kürtler bu maddeleri imzalarken sadece kendi hakları için değil tüm inançların, tüm kesimlerin hassasiyetlerini de temsilen kâğıt üzerinde olan maddelere evet dediği gözden kaçmamalıdır.

Dünya konjonktürü artık liberal popülizm söylemleriyle kontrol edilemiyor. Her sürecin kendi gerçeğini görerek yol alması zorunluluğu öne çıkıyor. TV kanallarına her göz gezdirdiğimde Kürdü ilgilendiren sorunlar Kürt olmayanlar tarafından popülist söylemlerle arşa çıkarılıyor. Onların dünyasında Kürt her daim elinde silah savaşacak. Hep muhalif olacak. Yani kısacası kendi gerçeğini değil, onların söylemiyle yol alacak. Onların dünyası kısaca bu. Peki Kürdün dünyasında ne var. İşte bunu bilmelerine rağmen Nuh deyip Peygamber demeyen bir yaklaşım silsilesini ortalık yere saçmakta da mahir olduklarını göstermekte inat ediyorlar. Beyler aslında sorun ne biliyor musunuz? Ayrıştırıcı olan, ötekileştirici olan sizlersiniz. Halen Kürt anasını görmesin mantığından kendinizi sıyırmayan sizlersiniz.

Hep dediğim gibi Ortadoğu bir gayya kuyusu. İçi irin dolu bir yara. Dokunduğunda ortalık yere sıçrayan kan sarmalı herkese bulaşacak cinsten bir hastalık. Bırakın artık Kürtleri domino taşı olarak görmeyi. Suriye’deki Kürt de Türkiye’deki Kürt de kendi gerçeğiyle yüzleşsin. Eşit yurttaşlık, kardeşçe yaşama sarılsın.