Diyar BekirMardinkap’da Dedem Kahveci Abbasın parkı (Eyvana Abbas) bir zamanlar şehrin en gözde mekânıydı. ama Yarısını yola kurban verince eski özelliği kalmadı.

1968de Abbas’ın parkında arka tarafında güvercinlergörücüye çıkarılıp mezatla satılıyordu. Sahura yakın saatlere kadar destansı öyküler anlatılıyor, Okuması düzgün olanlar Hazreti Ali cenkleri,  Leyla ile Mecnun masallarının okurken kaçak çaylar içenler, nargilelerini fokurdatanlar can kulağı dinliyordu. Sarı Pişo Mezopotamya’nın bitmek bilmeyen yıldızların ışıkları ve parlak dolunay’ın altında bu masalı dinlerken vaktin nasıl geçtiğini anlamadan sahur vakti geliyordu. Karahübür kadar olan aklı bu masal ile kendi yaşamında benzerlikler kurmaya çalışıyordu. Bir türlü kavuşamayan leylo ile mecno  aşkları dillere destan iki sevgili olduğunu yeni öğreniyordu. Tıpkı SariPişo ile Maria gibi, tıpkı Bedros’un’unİrmaya“kırgh kızım olsa Sarı Pişo ya vermem” demesi gibi, Leyla’nın babası iki sevdalının birbirine kavuşmalarını engelliyordu. Leyla ile Mecnun kavuşamadan ölüyordu. Ruhları birer yıldız olup göğe yükseliyordu. Biri Şarka, biri Mağribe savruluyordu, birinin yıldızı doğuya, diğerinin de batıya kayıyordu. Sarıpişo içindeki şüpheler doğruydu. Bedros, Maria’yı bir tarafa gönderecek. Kendiside bir tarafa savrulacaktı.

Abbas’ın Kahvesinde Ramazan Günleri3

İrma Diyarbakır’da 1968 yılının yazına rastlayan bir Ramazan gecesinde Müslüman komşularına iftardan sahura kadar süren ziyafet veriyordu.  Oruç olmadığı halde, hazırladığı leziz yemeklere bakarak iftar vaktini gülümseyerek bekliyordu. İrmanınbirkaç yüzyıllık geçmişi olan ince bir zevki olan ninesi Zerdo’dan anası Anahite onlardan İrma’yamiras kalmıştı. Haşlanmış içli köfteler, babaganuç, sumaklı dolmalar ısırılmayı beklerken. İftar saatini bekleyen herkes yutkunuyordu. Bedros komşularının iftara geleceğini duyunca tatlıyı unutmamıştı. Hacı leventte özel yaptırdığı cevizli burmalı kadayıf Sarı Pişo’nun Annesi Remziye Hanım, HaciTevfik Hanımı Sabiha Hanım, Siverekli Zaza Sekine Hanım’ı evinde ağırlıyordu. Kömür ateşinin közünde ağırağır Semaverde demlenen çaylar kendi aralarında eğleniyorlardı..

Diyarbakır’da Ramazan ayından birkaç gün önce hazırlık başladı. Ebe Kamile eksik olan zahireleri pirinç,  bulgur ve mercimek ÇarşiyaŞewutî'denalıp sepetli hamal KundırHemmo ile eve gönderdi. Midede zikir ettiğine inanılan Keşkek Ramazanın ilk günkü iftarda yapılması gerekiyordu. Kış Mevsimine denk gelen ramazanlarda ise yemek olarak Kibemumbar, kurutmalardan yapılan sumaklı Dolma, HırçıklıMeftune, Kış Kabağı Meftunesi, Nardan Aşı yapılırdı. Bedros ve İrma Ramazanlarda Hiçbir zaman oruçlu olanların yanında dışarıda asla bir şey yemez ve içmezdi. Mimar Sinan’ın yaptığı Behram Paşa Camide henüz hoparlör yoktu. Melle Sait beş vakit namaz saatinde minareye merdivenlerden yürüyerek çıkıyor.  İki elini kulaklarına götürerek ezanı okuyordu.

Alipaşa mehlesinde herkes sessi bir şekilde Melle Said’in ezanın okumasını bekliyordu.  İftarda ve sahurda top atılırdı. Surlarda top görevlisi ateşlediği topun sesiyle Diyarbekirin her taraftan duyulan sesle ezan sesini duymayanlarda iftarını açıyorlardı. İftar topu Benusen ile Yedi kardeş burcu arasında sur üzerine kurulmuştu. İçeceklerden ise Meyan Kökü şerbeti, Tatlılardan ise sütlaç, lokma,  Zerde, kalbur hurma, ev baklavası, kadayıf, Nuriye tatlısı yapılırdı. Diyarbakır karpuzu ve yörede yetiştirilen hasoçerko, azo, beji veya Sımakı Kavunu yenirdi. Oruç tutan çocuklara teşvik olsun diye  ceplerine ceviz, şeker ve para konurdu. Büyükler onları sırtına alıp gezdirirlerdi. Gündüz havalar çok sıcak olduğu için yaşlılar namazdan sonra camiden çıkmazdı. Hocanın Kur’ân-ı Kerîm'i okuyuşunu takip edip ve bu suretle hatim indirmek için mukabeleye otururlardı. Bazen de bir sonraki namaz saatine kadar caminin bir köşesinde uzanır dinlenirlerdi.

Abbas’ın Kahvesinde Ramazan Günleri2

Teraviden dönen Hacı Tevfik, Terzi Hayrettin onlara saygısından dolayı dükkâna sefertası ile yemek getirmeyen gündüz gizlice evinde yemek yiyen Ortağı Bedros. Her akşam ramazan boyunca, sahura kadar Abbas'ın Parkında oturuyorlardı. Çarşı Karakolunun köşesindeki Şafak Kıraathanesi, Yemeniciler Çarşısında Terakki Kıraathanesi, Ulu cami de Fethi Acet’in, Afganlı Hacı ve Ali Çavuş’un çayhaneleri, Eski Borsa hanı karşısındaki Kemal’in Nargile Kahvesi Bütün kahveler ramazanda tıklım tıklımdı. Bazıları da şeytana uyup, mahalle büyüklerinin itirazına rağmen kahvelerde şansını deneyip  tombala çekiyorlardı..

Kimileri ise seyyar arabanın içinde teyp kasetleri alıyorlardı. Fakat bilinçsiz bir tüketici olarak yanlış ürün aldıklarının farkında değillerdi. Üzerinde Yıldıray Çınar,  Çarşamba'yı Sel Aldı yazan kasetleri açtığınızda ne sihirdir ne keramet içinden MihemedArifêCizrawî ‘ye ait Xifşê, Siwaro, Pismamo, Ez Xezalim, Koçerê gibi klamları (uzun hava ) olan teyp kaseti çıkıyordu. Kasetleri alanların yüzlerinde ‘’Kürtçe yassah hemşerim.’’ İnadını delmekten ötürü hain! bir gülümseme vardı.

Abbas’ın Kahvesinde Ramazan Günleri

Sarı Pişo Tamda Bedrosa ters ters bakarken. Bedros bağırınca sıçradi.  “Ula niye şefaquzi  (şivemizde aptal bakış) oldun. Niye bahan Alalo (Hindi) gibi bahisan. Get kahveci Faheye söyle bitabah versin. Tütünümü tavlayacagam.”Bedros gelen bakır tabağa tütününü iyice yaydı.  Havaya doğru zıplattı, silkeledi. Su bardağından eline su döküp arasına ufak damlalar halinde tütüne serpti, iyice kabarmış tütünü Özenle tekrar tabakasına doldurdu. Ufak diş hareketleriyle sigara kâğıdını ısırdı.Ucunu diliyle ıslatıp usta işi bir sigara sardı. Üç tane pelecıgarayı sarıp, bir tanesini Sarı Pişo’nun babasına diğerini de, Ermeni Berber Orhan’a uzattı.

Sarıpişo sahur yemeğini yedikten sonra dama çıktı yıldızlara bakarak yatarken yine hayaller kuruyordu. Masalı sonunu unutmamıştı. Tanrı bu aşıkların yılda bir kez birbirine kavuşmalarına izin verecekti.. Demek Bedros amcanın karışamayacağı durumlarda vardı. Leyla ile Mecnun daha doğrusu Sarı Pişo ile Maria yılın belli bir gecesinde bu yıldızlar bulundukları yerden hareket ederek göğün bir yerinde buluşacaklardı.. Bu buluşma anında da çok parlak bir ışık oluştuğunda.  bu buluşma anını görürse o anda ne dilek dilerse yerine gelecekti. Sarı Pişo artık her gece  saatlerce uykusuz kalıp göz kırpa kırpa parıldayan yıldızları seyretmeye başladı., kayan bir yıldız gördüğünde heyecanlanıyor,  iki yıldızın çarpışma anını görmeyi günlerce bekledi.   Yıldız, hiçbir yere çarpmadan kayıp uzayın derinliklerinde kaybolunca da hayal kırıklığı yaşıyordu.Mecnunun Leyla için çektiği acıyı, katlandığı sıkıntıları Sarıpişo da yaşayacağını bilmeden, Şems'in Mevlana'ya nazarı misali, hasreti bir türlü dinmeyecekti.

Televizyonun olmadığı yıllarda Radyo bile açılmıyordu. Diyarbekir’de ramazanlar bir başka tatla, bir başka güzellikle geçiyordu. Sarıpişonun Dedesi Abbas'ın Parkı gibi Büyüklerin oturduğu kıraathanelere kılık kıyafeti durumu uygun olmayan kimseler alınmadığı gibi, Sarı pişo Abbas Ağa'nın torunu olduğundan onun dışında küçük çocuklar kesinlikle giremezdi. Diğer kahvelerden farkı işsizlerin, berduşların doluştuğu bakımsız yerlerden değildi. Alipaşalı gençler bir kenara ilişir saygılı bir biçimde büyüklerin sohbetlerini dinler, kendi aralarında kısık sesle sohbet ederlerdi.

Diyarbekir 1968 Dilan sinemasında soldaki fotoda kapıda ortada duran Demirbaş abe vardı. Babamın arkadaşıydı beleş girerdim. Babamın tembihi vardi. Demirbaş abemizşöyle bir afişe bakardı erotik tarzı film varsa, bana ''Qebrax bugün olmaz''derdi. Ancak aile veya Bruce leeoynadığı karate filmi olursa girerdim. Sağdaki fotoda Dilan sineması alt dükkânlarından Paris pantoloncusu HinneAmice (Hanna Alan) terzi dükkanının önünde bir hatıra fotosu.

Ertesi gün Dağ Kapıdaki Dilan Sinemasında Diyarbekir’ turneye gelen tiyatro kumpanyaları Beyoğlu Yeni Komedi Tiyatrosu turneye gelmişti.  Babası bilet alınca Hayatında ilk kez tiyatroyla tanıştı. Avni Dilligil,  Muammer Karaca, Aziz Basmacı ünlü tiyatrocuların, gösterileri hep kalabalık oluyordu. Sarı pişo bazende Zati Sungur, Abra Kadabra  gibi ünlü sihirbazları geldiğinde Dilan sinemasının kapısındaki Demirbaş seslenir ‘’Pişo içerde sihirbaz var, şapkadan tavşan çıkari’’ seslenirdi.

Görseller: Dilan sineması emektarı İbrahim Avcıl ve Ahmet Ötker…